Günlük yaşantınızda ve ibadetlerinizde karşılaştığınız şüphelerin İslam hukuku çerçevesindeki sahih yanıtları. 87+ soru ve cevap.
87 soru bulundu
Diyanet İşleri Yüksek Kurulu'nun güncel görüşüne göre, kan aldırmak orucu bozmaz. Hz. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz oruçluyken hacamat yaptırmış, yani kan aldırmıştır. Bu durum, vücuttan çıkan bir maddenin (kan gibi) orucu bozmadığının en temel delilidir. Ancak, kan vermek kişiyi halsiz düşürecekse veya sağlığını riske atacaksa, bu işlemin iftardan sonraya bırakılması tavsiye edilir. Önemli bir not olarak; vücuda kan verilmesi (kan nakli) beslenme ve güçlendirme amacı taşıdığı için orucu bozar.
Günümüzde piyasada satılan şekerli, tatlandırıcılı veya aromalı sakızları çiğnemek, bu maddelerin yutulması kaçınılmaz olduğu için orucu kesinlikle bozar ve kaza gerektirir. Ancak kenger gibi hiçbir tadı, şekerli maddesi veya çözülen parçası bulunmayan saf doğal sapsız sakızları çiğnemek orucu bozmasa da, çevrede yanlış anlaşılmalara yol açabileceği için mekruh görülmüştür. Oruçlu bir kimsenin her türlü sakızdan uzak durması en güvenli yoldur.
Oruçluyken diş fırçalamak aslen orucu bozmaz. Ancak diş macunu veya suyun boğazdan aşağı kaçması durumunda oruç bozulur ve kaza edilmesi gerekir. Diyanet, bu riskten dolayı macun kullanımını mekruh görse de, eğer ağız tadı veya temizliği için gerekiyorsa çok az miktarda macunla ve yutmamaya azami dikkat ederek fırçalama yapılabilir. Sünnete en uygun olanı, iftar ile sahur arası fırçalamak ve gün içinde misvak kullanmaktır.
Tıbbi bir zorunluluk gereği göze damlatılan ilaçlar orucu bozmaz. Bunun temel sebebi, göz kanallarının yemek borusuyla doğrudan bir beslenme yolu oluşturmamasıdır. Göze damlatılan ilacın miktarı çok azdır ve bu ilacın bir kısmının göz kanalları vasıtasıyla boğaza ulaşma ihtimali olsa da, bu miktar "af" kapsamında değerlendirilmiştir. Dolayısıyla göz hastaları tedavilerine ara vermeden oruçlarını tutabilirler.
Burundan uygulanan spreyler veya damlalar geniz yoluyla mideye ulaştığı için orucu bozar. Burun, mideye açılan doğal bir menfez (yol) olarak kabul edildiği için buradan alınan her türlü sıvı veya ilaç beslenme kapsamında olmasa dahi orucu geçersiz kılar. Kronik rahatsızlığı olanların bu tür ilaçları iftar ile sahur arasında kullanmaları, mecburiyet durumunda ise oruçlarını kaza etmeleri gerekir.
Sigara, nargile, tütün veya elektronik sigara gibi duman barındıran maddelerin keyif verici olarak içilmesi orucu kesinlikle bozar. Bu durum hem vücuda bir madde girişi olduğu için hem de keyif verici/bağımlılık yapıcı özelliği nedeniyle orucun ruhuna aykırıdır. Sigara içen birinin orucu bozulduğunda sadece kaza etmesi yeterli değildir, aynı zamanda büyük bir günah işlendiği için tövbe etmesi de elzemdir.
İslam hukukuna göre; kişinin kendi isteği dışında (bağırarak, mide rahatsızlığı vb.) kusması miktarı ne olursa olsun orucu bozmaz. Ancak kişi kendi isteğiyle (boğazına parmak sokarak vb.) kasten kusarsa ve bu miktar "ağız dolusu" ise oruç bozulur. İstemsiz kusmalarda ağza gelen kusmuk tekrar yutulursa ve bu miktar çoksa (nohut tanesi kadar) oruç tehlikeye girer. Hadis-i şerifte: "Kendiliğinden kusan kimseye kaza gerekmez" buyurulmuştur.
Sahura kalkmak orucun geçerlilik şartı (farzı) değildir; Allah Resulü'nün (s.a.s.) teşvik ettiği çok bereketli bir sünnettir. Bir müslüman sahura kalkamasa dahi akşamdan veya uyanınca (imsak vaktinden sonra kaba kuşluğa kadar) niyet ederek orucunu tutabilir. Sahur, gün içindeki direnci artırdığı ve seher vaktinin bereketinden yararlanmayı sağladığı için imkan dahilinde terk edilmemelidir.
İyileşme ümidi olmayan kronik hastalar veya çok yaşlı olup oruç tutmaya güç yetiremeyen kimseler, tutamadıkları her gün için bir fidye verirler. Fidye miktarı, bir kişinin bir günlük doyumluk yemek bedelidir (fitre miktarı kadardır). Eğer kişi ileride iyileşirse, verdiği fidyeler sadaka sayılır ve tutamadığı oruçları kaza etmesi gerekir. Maddi durumu fidye vermeye elverişli olmayanlar ise sadece istiğfar ederler.
İslam dini zorluk değil kolaylık dinidir. Hamile veya emziren kadınlar, oruç tuttukları takdirde kendilerine veya bebeklerine bir zarar geleceğinden korkarlarsa oruç tutmayabilirler. Bu durum ruhsat kapsamındadır. Tutamadıkları bu günleri oruç tutmaya engel halleri kalmadığında (doğum sonrası veya emzirme bitiminde) gününe gün kaza ederler. Karar vermeden önce mutlaka uzman bir doktora danışılmalıdır.
Diyanet ve Hanefi mezhebine göre, yaklaşık 90 km ve üzeri bir mesafeye gitmek üzere yola çıkan kimse, gideceği yere varıp orada 15 günden az kalacaksa seferi sayılır. Seferi olan kişi; 4 rekatlı farz namazları (Öğle, İkindi, Yatsı) 2 rekat olarak kılar. Akşam namazı (3 rekat) ve Sabah namazı (2 rekat) ile Vitir namazı aynen kılınır, kısaltılmaz. Sünnetler ise vakit müsaitse kılınır, değilse terk edilebilir.
Bir namazı bilerek veya unutarak vaktinde kılmamak büyük bir eksikliktir. Vakti geçen namazın borcu ancak kaza edilerek ödenebilir. Kaza namazında niyet ederken "Niyet ettim Allah rızası için vaktine yetişemediğim ilk/son öğle namazının farzını kılmaya" şeklinde niyet edilir. Sadece farzlar ve vitir namazı kaza edilir; vaktin sünnetleri kaza edilmez (Vakti geçmeden kılınan sabah namazı sünneti hariç).
Namazın geçerlilik şartlarından biri de hadesten taharet, yani abdestli olmaktır. Bilerek abdestsiz namaz kılmak caiz değildir ve büyük günahtır. Eğer bir kimse abdest aldığını sanarak namaz kılar ve namazdan sonra abdestsiz olduğunu fark ederse, o namazı abdest alarak yeniden (iade) kılması farzdır. Namazın içinde fark edilirse namaz hemen bırakılıp abdest almaya gidilir.
Kur'an-ı Kerim'i güzel sesle, hüzünlü ve etkileyici bir seda ile okumak (huzun) teşvik edilmiştir. Ancak teganni yaparken harflerin mahreçlerini bozmak, uzatılmaması gereken yerleri uzatmak veya Kur'an'ı müzik kurallarına (notalara) uydurmaya çalışarak asliyetini değiştirmek caiz değildir. Güzel ses Kur'an'ın süsüdür, ancak tecvid kaideleri sesin ve makamın önüne geçmelidir.
Beş vakit namazı camide veya cemaatle kılmak, erkekler için İslam'ın en önemli şiarlarından ve sünnet-i müekkedelerden (hiç terk edilmemesi gereken sünnet) biridir. Hadis-i şerifte cemaatle kılınan namazın, tek başına kılınan namazdan 27 derece daha faziletli olduğu müjdelenmiştir. Cemaatle namaz, müslümanlar arasındaki birlik ve kardeşlik bağlarını güçlendiren sosyal bir ibadettir.
Hanefi mezhebine göre kadınların kendi aralarında cemaat yapmaları mekruh görülse de, Şafii ve diğer mezheplerde bu durum caizdir ve tavsiye edilir. Kadınlar cemaat yapacaksa, kadın imam cemaatin önüne geçmez, ilk safın tam ortasında durur. Ancak bir kadının erkeklere veya karışık bir cemaate imamlık yapması İslam hukukuna göre kesinlikle caiz değildir ve kıldırılan namaz geçersizdir.
Ebu Hanife'ye göre vitir namazı vaciptir ve büyük bir öneme sahiptir. Yatsı namazından sonra kılınan vitir namazı vaktinde kılınmazsa mutlaka kaza edilmelidir. Şafii, Maliki ve Hanbeli mezheplerine göre ise vitir namazı sünnet-i müekkededir. Ancak her halükarda Peygamberimiz (s.a.s.) bu namazı hiç terk etmemiş, ümmetine de vasiyet etmiştir. Üç rekat olarak kılınır ve sonunda kunut duaları okunur.
Ramazan ayının simgesi olan teravih namazı, Hz. Ömer (r.a.) döneminden beri icma ile 20 rekat olarak kılınmaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığı ve genel İslam uleması teravihin aslan 20 rekat olduğunu belirtir. Ancak yaşlılık, hastalık veya yorgunluk gibi mazeretleri olanların teravihi 8 veya 12 rekat gibi kısmi olarak kılmaları da mümkündür; bu durumda kıldıkları miktar nafile namaz sevabı kazandırır.
Guslün üç temel farzı (şartı) vardır: 1. Ağza dolu dolu su verip çalkalamak (mazmaza), 2. Burna su çekip temizlemek (istinsak), 3. Tüm vücudu iğne ucu kadar kuru yer kalmayacak şekilde yıkamak. Bu üç şarttan biri eksik olursa gusül geçersiz sayılır. Ayrıca suyun deriye ulaşmasını engelleyen oje, boya gibi maddelerin temizlenmiş olması, küpe delikleri ve göbek deliği gibi yerlerin ıslatılması gerekir.
Vücudun ön ve arka mahallerinden bir şeyin çıkması, kan, irin veya sarı suyun vücuttan bir yere yayılması (Hanefi'ye göre), ağız dolusu kusmak, aklın kontrolünü kaybettirecek derecede uyumak, bayılmak, sarhoş olmak ve namazda başkasının duyacağı kadar yüksek sesle gülmek abdesti bozar. Şafii mezhebine göre ise kan çıkması abdesti bozmazken, karşı cinsle (arada perde olmadan) temas abdesti bozar.
Abdestli olarak giyilen mestlerin üzerine mesh etmek sünnetle sabit bir kolaylıktır. Mestin üzerine elin parmaklarıyla en az üç parmak genişliğinde bir defa mesh yapılır. Bu işlemin süresi, ikamet halinde olan (mukim) kimseler için 24 saat, yolcu (seferi) olanlar için ise 72 saattir. Süre, mest giyildikten sonra abdestin ilk bozulduğu andan itibaren başlar. Çeşitli modern çorap-mestlerin de su geçirmeme şartıyla kullanımı caizdir.
Pek çok yörede "gece tırnak kesilmez" gibi inanışlar olsa da, bu durumun dini hiçbir aslı yoktur. Müslüman, ihtiyacı olduğu her vakit (gece-gündüz fark etmeksizin) tırnaklarını kesebilir. Cuma günü tırnak kesmek sünnet ve daha faziletli görülmüştür. Önemli olan beden temizliğinin kırk günü aşmamasıdır. Kesilen tırnakların toprağa gömülmesi veya uygun bir şekilde imha edilmesi edep açısından tavsiye edilir.
Deniz ürünleri konusunda mezhepler arasında görüş farkı bulunmaktadır. Şafii, Maliki ve Hanbeli mezheplerine göre "Denizin suyu temiz, ölüsü helaldir" hadisine dayanarak her türlü deniz canlısı helaldir. Hanefi mezhebine göre ise sadece balık suretindeki hayvanlar (balık çeşitleri) helaldir; midye, kalamar, karides ve yengeç gibi canlılar "habis" (hoş olmayan) kabul edilerek helal sayılmamıştır (tahrimen mekruh).
Jelatin, elde edildiği hayvanın türüne göre hüküm alır. Helal kesilmiş sığırdan elde edilen jelatin helaldir. Ancak domuzdan elde edilen jelatin kesin olarak haramdır ve tüketilmemelidir. Gıda etiketlerinde kaynağı belirtilmeyen veya şüpheli görülen jelatin içeren ürünlerden uzak durmak takva gereğidir. "Helal Sertifikası" olan güvenilir markaların ürünleri tercih edilmelidir.
İslam'da içilmesi haram olan hamr (şarap vb.) ile kozmetik ürünlerinde kullanılan alkol türleri (etanol, izopropil alkol vb.) farklı değerlendirilir. Diyanet fetvasına göre; kolonya, parfüm ve temizlik ürünlerinde bulunan alkollerin cilde sürülmesi abdesti bozmaz, namaza engel teşkil etmez. Çünkü bu maddeler necis (pis) kabul edilen sarhoş edici içkiler sınıfına girmez ve uçucu özelliğe sahiptir.
Kur'an-ı Kerim'de faiz (riba) "Allah ve Resulü ile savaşmak" olarak nitelendirilmiş ve kesin olarak haram kılınmıştır. Faizin yasaklanma sebebi; emek sarf etmeden kazanç sağlanması, ekonomik eşitsizliğin artması ve yoksulların daha da ezilmesine yol açmasıdır. Ticaret helal, faiz ise haksız bir kazanç olduğu için haramdır. Müslümanlar mali işlemlerinde faizden şiddetle kaçınmakla mükelleftirler.
Konvansiyonel (faizli) bankalardan nakit kredi çekerek ev veya araba almak, ödenen fazlalık faiz hükmünde olduğu için caiz değildir. Ancak katılım bankalarının uyguladığı "murabaha" (bankanın malı satın alıp kar koyarak vadeli satması) yöntemi, bir ticaret işlemi olarak kabul edildiği için Diyanet tarafından caiz görülmüştür. Temel kural; parayı para ile değil, malı vade farkı ile ticaret kuralları içinde almaktır.
Vücuda iğneyle kalıcı şekiller çizdirmek (dövme), yaratılışı değiştirmek olarak görüldüğü için Peygamberimiz tarafından yasaklanmış ve yaptıranlara lanet edilmiştir. Kalıcı dövmede su derinin altına ulaştığı için abdest ve gusül geçerli sayılır (ibadetler kabul olur), ancak yapılış süreci büyük bir günahtır. Dövmesi olanların bunu sildirmeye çalışmaları, imkan yoksa içtenlikle tövbe etmeleri gerekir.
Müziğin kendisi mutlak olarak haram değildir; müziğin içeriği ve icra ediliş amacı hükmü belirler. Allah'ı hatırlatan, ahlaki değerlere uygun, insanı güzel duygulara sevk eden müzikler (ilahi, ney vb.) caiz görülmüştür. Ancak isyana, müstehcenliğe, alkol ve uyuşturucuya özendiren veya ibadetleri engellemeye sebep olan müzikler haram kabul edilir. Özetle; sözü hayırlı olan müzik hayırlı, sözü şer olan müzik şerdir.
Kripto paralar (Bitcoin, Ethereum vb.) hakkında İslam hukukçuları ikiye bölünmüştür. Diyanet İşleri Başkanlığı mevcut haliyle kripto paraların; arkasında bir devlet otoritesinin olmaması, spekülasyonlara çok açık olması, kara para aklama işlerinde kullanılabilmesi ve merkezi bir kontrolü olmaması nedeniyle "caiz olmadığı" yönünde görüş bildirmiştir. Yatırım yapacakların bu riskleri ve şer'i hassasiyetleri göz önünde bulundurması gerekir.
Kur'an-ı Kerim'de (Tevbe Suresi, 60) zekatın verileceği yerler kesin olarak belirlenmiştir. Bunlar: Fakirler (geçimini sağlayamayanlar), miskinler (hiçbir şeyi olmayanlar), zekat memurları, müellefe-i kulub (kalbi İslam'a ısındırılacak olanlar), esirlikten kurtulacak köleler, borçlular, Allah yolunda cihat edenler (öğrenciler, İslami hizmette bulunanlar) ve yolda kalmış yolculardır. Zekat verirken öncelik, yakın çevredeki muhtaç akrabalara (anne, baba, eş ve çocuklar hariç) verilmelidir.
Zekat mükellefi olmak için temel ihtiyaçların dışında nisap miktarı (80.18 gram altın veya karşılığı nakit/ticaret malı) mala sahip olmak ve bu malın üzerinden bir kameri yılın geçmesi gerekir. Zekat, borçlar düşüldükten sonra kalan net varlığın kırkta birini (%2,5) muhtaçlara vermektir. Tarım ürünlerinde ise masraflar düşüldükten sonra 1/10 veya 1/20 oranında "öşür" adı verilen zekat verilir.
Hisse senedi yatırımı prensipte caizdir; ancak şirketin faaliyet alanının İslam'a uygun olması şarttır. Faizle işlem yapan bankalar, alkollü içecek üretenler, domuz eti işleyenler veya kumar-eğlence sektöründe faaliyet gösteren firmaların hisselerini almak caiz görülmemiştir. Helal sektörlerde (teknoloji, gıda, tekstil vb.) faaliyet gösteren ve faiz geliri devede kulak kalan (belirli oranların altında olan) şirketlere yatırım yapmak katılım endeksi kuralları çerçevesinde caizdir.
İslam hukukuna göre bir nikahın geçerli olması için; tarafların evlenme iradelerini (icap ve kabul) beyan etmeleri, en az iki şahidin (veya bir erkek iki kadın) hazır bulunması, kızın velisinin izninin olması (bazı mezheplere göre) ve kadına ödenecek "mehir" miktarının belirlenmiş olması gerekir. Günümüzde suistimalleri önlemek ve hakları korumak adına, dini nikahtan önce resmi nikahın kıyılması devlet ve din adamları tarafından şiddetle tavsiye edilir.
Belirli bir süre için (bir gün, bir ay vb.) ücret karşılığı kıyılan geçici nikah (mut'a), Ehl-i Sünnet mezheplerinin tamamına göre haramdır. Hz. Peygamber (s.a.s.) Hayber fethinde mut'a nikahını kesin olarak yasaklamıştır. İslam'da nikahın aslı, ömür boyu sürecek bir aile birliği kurmaktır. Süreli nikah zina kapsamında değerlendirilir ve aile kurumunun kutsiyetine aykırıdır.
Boşanma, Allah katında helal olan ancak en sevilmeyen yasal işlemdir. İslam'da boşanma yetkisi prensipte erkekte olsa da, kadın da nikah sözleşmesinde (tefviz-i talak) veya mahkeme yoluyla (muhala) boşanma hakkını kullanabilir. Boşanma gerçekleştikten sonra kadın "iddet" denilen belli bir bekleme süresine girer. Üç defa "boş ol" demekle dönüşü olmayan bir boşanma süreci başlar, bu yüzden dilin muhafazası çok önemlidir.
Kadınların meşru ve helal işlerde çalışması İslam'da yasaklanmamıştır. Asr-ı Saadet'te Hz. Hatice ticaretle uğraşmış, pek çok sahabi hanım tıp, ziraat ve eğitim alanlarında hizmet vermiştir. Kadının çalışmasında önemli olan hususlar; iş ortamının İslami adaba uygun olması, aile sorumluluklarının ihmal edilmemesi ve haram bir işe bulaşılmamasıdır. Kadın kendi kazandığı malın mutlak sahibidir ve aile geçimine katkıda bulunma zorunluluğu yoktur.
Hac; akıl sağlığı yerinde, ergenlik çağına ulaşmış, hür ve maddi imkanı yerinde olan (yol masrafları ve ailesinin rızkını bırakabilecek) her müslümana ömürde bir kez farzdır. Ayrıca yol güvenliğinin olması ve sağlığın bu bedeni ibadeti yerine getirmeye elverişli olması gerekir. Farz olduğu anda bekletilmeden hac görevine niyet edilmelidir; çünkü ileride sağlığın veya imkanın bozulmayacağının garantisi yoktur.
Umre ibadetinin hükmü mezheplere göre farklılık gösterir. Hanefi ve Maliki mezheplerine göre ömürde bir kez umre yapmak sünnet-i müekkededir. Şafii ve Hanbeli mezheplerine göre ise hac gibi umre yapmak da imkanı olanlara ömürde bir kez farzdır. Ramazan ayında yapılan umrenin fazileti büyüktür ve Peygamberimiz tarafından "benimle yapılan hacca bedel" olarak nitelendirilmiştir.
Üzerine hac farz olduğu halde yaşlılık, sürekli hastalık veya vefat gibi nedenlerle bu görevi bizzat yerine getiremeyenlerin yerine bir başkası hac yapabilir. Buna "bedel haccı" veya vekalet haccı denir. Vekil olan kişinin tercihen daha önce kendi farz haccını yapmış olması gerekir. Hac masrafları vekalet veren kişi veya vasiyeti üzerine mirasçıları tarafından karşılanır.
Selamlaşmak müslümanlar arasındaki sevgi ve kardeşliği pekiştiren en güzel duadır. İslam adabına göre selam vermek sünnet, verilen selamı almak ise farzdır. Eğer cemaat halindeyken bir kişiye selam verilirse içlerinden birinin alması (farz-ı kifaye) yeterlidir. En kâmil selam şekli "Esselâmu aleykum ve rahmetullâhi ve berekâtuh" demektir. Tanınan ve tanınmayan her müslümana selam verilmesi teşvik edilmiştir.
Aksırmak (hapşırmak) vücudun ferahlamasına sebep olduğu için müstahap görülmüştür. Aksıran kişi "Elhamdülillâh" (Allah'a hamdolsun) der. Bunu duyan yanındaki müslüman "Yerhamukallâh" (Allah sana rahmet etsin) diye dua eder. Aksıran kimse de bu güzel duaya karşılık "Yehdîkumullâhu ve yuslihu bâlekum" (Allah size hidayet versin ve halinizi düzeltsin) diyerek cevap verir.
Yemeğe başlarken "Bismillâhirrahmânirrahîm" demek, her yemeğin bereketini artırır. Eğer yemeğin başında besmele unutulursa, hatırlandığı anda "Bismillâhi evvelehû ve âhirehû" (Başında da sonunda da Allah'ın adıyla) denmelidir. Yemekten sonra ise verilen nimetlere karşı "Elhamdülillâh" diyerek şükredilmelidir. Peygamberimiz sağ elle yemeyi ve kendi önünden yemeyi ashabına tavsiye etmiştir.
Eve girerken içeride kimse olmasa dahi selam vermek (Esselâmu aleynâ ve alâ ibâdillâhis-salihîn) ve besmele çekmek şeytanın o eve girmesine engel olur. Evden çıkarken ise "Bismillâhi tevekkeltü alallâh, lâ havle velâ kuvvete illâ billâh" (Allah'ın adıyla çıkar, O'na tevekkül ederim) duası okunmalıdır. Bu dua, dışarıdaki kötülüklere ve tehlikelere karşı manevi bir kalkandır.
Huzurlu bir uyku ve manevi korunma için Peygamber Efendimiz (s.a.s.) yatmadan önce Ayetü'l-Kürsi, Bakara suresinin son iki ayeti (Amenerrasulü) ile İhlas, Felak ve Nas surelerini okumayı tavsiye etmiştir. Ayrıca "Mülk suresini okuyanın kabir azabından korunacağı" müjdelenmiştir. Uyumadan önce sağ taraf üzerine yatmak ve abdestli olmak da sünnettir.
İsim, insanın karakterine ve kaderine süzülen bir duadır. Anne ve babanın çocuk üzerindeki ilk hakkı ona güzel bir isim vermektir. İsim koyarken anlamının güzel olması, İslam büyüklerinin (peygamberler, sahabiler) isimlerinden seçilmesi tavsiye edilir. Allah'ın sadece kendine has olan isimleri (Allah, Rahman vb.) tek başına verilmemeli, "Abd" takısı ile (Abdullah, Abdurrahman) kullanılmalıdır. Kulağa hoş gelen ancak anlamı kötü olan isimlerden sakınılmalıdır.
Kur'an-ı Kerim ve hadislerde komşu hakkına o kadar vurgu yapılmıştır ki, Cebrail (a.s.) komşu hakkını o kadar anlatmış ki Peygamberimiz (s.a.s.) komşunun komşuya mirasçı kılınacağını sanmıştır. Komşuyu rahatsız etmek, koku veya gürültü ile üzmek büyük günahtır. İhtiyacı olduğunda yardımına koşmak, hastalandığında ziyaret etmek ve her türlü ikramda bulunmak müslümanlığın bir gereğidir.
Hayvanlar Allah'ın dilsiz kullarıdır ve onlara merhamet etmek cennete girme vesilesidir. İslam'da hiçbir canlıya boş yere eziyet edilmez, dövülmez ve aç bırakılmaz. Peygamberimiz (s.a.s.) susamış bir köpeğe su veren günahkar bir kadının bu yüzden bağışlandığını, buna mukabil bir kediyi hapsedip açlıktan ölmesine sebep olan kadının ise cehenneme girdiğini haber vermiştir. Hayvanların da bir "can" taşıdığı unutulmamalıdır.
İsraf, Allah'ın verdiği nimetleri yerli yersiz harcamak ve sınırsız tüketmektir. "Saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir" (İsra 27) ayetiyle israf kesinlikle yasaklanmıştır. Sadece gıdada değil; su kullanımında, zaman yönetiminde, elektrikte ve giyimde de israftan kaçınıp iktisat (tasarruf) ilkesi benimsenmelidir. İsraf kalbi katılaştırır ve toplumsal bereketi yok eder.
Bir kimsenin mümin olabilmesi için kalben inanıp dille ikrar etmesi gereken 6 temel esas vardır: 1. Allah'ın varlığına ve birliğine inanmak, 2. Allah'ın meleklerine inanmak, 3. İndirilen ilahi kitaplara (Tevrat, Zebur, İncil, Kur'an) inanmak, 4. Gönderilen peygamberlere inanmak, 5. Ahiret gününe ve öldükten sonra dirilmeye inanmak, 6. Kadere, hayır ve şerrin Allah'tan olduğuna inanmak.
İslam dininin üzerine bina edildiği 5 amelî şart şunlardır: 1. Kelime-i Şehadet getirmek, 2. Günde beş vakit namaz kılmak, 3. Ramazan ayı boyunca oruç tutmak, 4. Zengin olanların zekat vermesi, 5. Maddi ve bedeni imkanı olanların hacca gitmesi. Bu şartlar İslam binasının sütunları gibidir ve her müslümanın öncelikli görevleridir.
Kadere iman, her şeyin Allah'ın ezelî ilmi ile bilinip takdir edilmiş olmasına inanmaktır. Ancak Allah'ın bilmesi, kulun bir şeyi yapmaya zorlanması demek değildir (İlim maluma tabidir). İnsan, Allah'ın kendisine verdiği "Cüz-i İrade" ile tercihlerini yapar, Allah da o tercihi yaratır. Dolayısıyla insan kendi fiillerinden sorumludur ve "kaderim böyleymiş" diyerek günaha veya tembelliğe mazeret aramamalıdır.
Sihir ve büyü, tabiat kanunlarının dışına çıkarak başkalarına zarar verme veya çıkar sağlama amacı güden şeytani bir uğraştır. İslam'da büyü yapmak ve yaptırmak kesinlikle haramdır ve yedi büyük günahtan biridir. Büyü ve falcılar geleceği bilemezler, sadece insanları aldatıp imanlarını zayıflatırlar. Bu tür musibetlerden korunmak için Allah'a sığınmak, samimiyetle ibadet etmek ve Felak-Nas surelerini okumak kafidir.
Peygamber Efendimiz (s.a.s.); "Nazar haktır, insanı mezara, deveyi kazana sokar" buyurarak nazarın (kem gözün) gerçekliğini tescil etmiştir. Bazı insanların bakışlarındaki menfi enerji karşı tarafa zarar verebilir. Nazardan korunmak için "MaşaAllah", "BarekakAllah" gibi zikirler çekilmeli, mavi boncuk gibi batıl inançlar yerine kalem suresinin son ayetleri (Veyekâdulleziyne...) ve muavvizeteyn (Felak-Nas) okunmalıdır.
Mezhep, "gidilecek yol" demektir. Hanefi, Şafii, Maliki ve Hanbeli mezhepleri; dinin ana esaslarında (inançta) tamamen aynı, ancak ibadetlerin ve günlük hayatın uygulanış detaylarında (içtihatlarda) farklı görüşlere sahip olan hak yollardır. Bu farklılıklar, İslam dininin geniş coğrafyalara ve farklı kültürlere sunduğu bir rahmet ve kolaylıktır. Hiçbir mezhep ötekini inkar etmez, hepsi Kur'an ve Sünnet temellidir.
Cenaze namazı, ölen müslümana bir dua mahiyetindedir ve kaza namazlarından farklı olarak ayakta kılınır; rüku ve secdesi yoktur. 4 tekbir ile kılınır: 1. tekbirden sonra Sübhaneke (ve celle senâüke ile), 2. tekbirden sonra Salli-Barik duaları, 3. tekbirden sonra cenaze duası (bilinmiyorsa Fatiha veya Rabbena), 4. tekbirden sonra ise selam verilerek tamamlanır. Cenaze namazı farz-ı kifaye bir ibadettir.
Taziye, cenaze sahiplerinin acısını paylaşmak ve onları teselli etmektir. Mezarlıkta veya cenaze evinde başsağlığı dilenir. Taziyenin süresi genel olarak üç gündür. Sünnete göre cenaze sahiplerine yemek yapmak ve onlara yük olmamak gerekir. Gidildiğinde yüksek sesle konuşmamalı, dünya kelamı yerine Kur'an-ı Kerim okunmalı ve dua edilmelidir. "İnna lillahi ve inna ileyhi raciun" demek bu halin en güzel duasıdır.
İslam'da miras hukuku Kur'an-ı Kerim'de (özellikle Nisa Suresi) detaylıca açıklanmıştır. Ölen kişinin borçları ödendikten ve vasiyeti (mirasın en fazla 1/3'ü) yerine getirildikten sonra kalan mal; eş, çocuklar, anne ve baba arasında hisselerine göre paylaştırılır. Miras hak geçmemesi gereken kul hakkı hükmündedir. Miras taksiminde erkek çocuklara iki, kız çocuklara bir pay verilmesi, erkeğin aile geçindirme yükümlülüğü ile dengelenmiştir.
Hanefi mezhebine göre, hür, mukim (seferi olmayan) ve nisap miktarı (zekat verecek kadar) varlığa sahip olan müslümanların kurban kesmesi vaciptir. Diğer üç mezhebe göre ise kurban kesmek sünnet-i müekkededir. Kurban, Allah'a yakınlaşma ve muhtaçlarla paylaşma ibadetidir. Kurban kesecek maddi gücü olanların bu ibadeti ihmal etmemeleri gerekir; çünkü bu durum sosyal adaletin de bir parçasıdır.
Kurban sadece koyun, keçi, sığır, manda ve deveden olur. Koyun ve keçi bir yaşını (ancak 6 aylık koyun bir yaşındakiler kadar gösterişli ise o da olur), sığır ve manda iki yaşını, deve ise beş yaşını doldurmuş olmalıdır. Kurbanlık hayvanın sağlıklı, azaları tam ve besili olması şarttır; körlük, topallık veya çok zayıflık gibi kurban olmaya engel kusurların bulunmaması gerekir. Ortak kurbanlarda niyetlerin ibadet olması esastır.
Kurban etinin dağıtımında müstehap olan ölçü, etin üç parçaya bölünmesidir: Bir parçası ev halkı için ayrılır, bir parçası eşe-dosta ve komşulara ikram edilir, kalan bir parçası ise ihtiyaç sahibi yoksullara dağıtılır. Eğer kişinin ailesi kalabalık ve maddi durumu orta halli ise etin tamamını evde bırakması da caizdir. Ancak toplumsal dayanışma için muhtaçlara pay ayırmak kurbanın ruhuna en uygun olanıdır.
Teheccüd, yatsı namazından sonra bir miktar uyuyup gece yarısından sonra kılınan çok faziletli bir nafile namazdır. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bu namazı hiç terk etmemiş ve "Farzlardan sonra en faziletli namaz gece namazıdır" buyurmuştur. Teheccüd namazı en az 2, en fazla 12 rekat olarak, ikişer rekatta bir selam verilerek kılınır. Seher vaktinin bereketinden yararlanmak için büyük bir fırsattır.
İstihare, bir işin hayırlı olup olmadığını anlamak için Allah'tan yardım dilemektir. 2 rekat namaz kılındıktan sonra özel "İstihare Duası" okunur. İstiharede mutlaka rüya görmek şart değildir; namazdan sonra kişinin kalbine gelen huzur, ferahlık veya darlık hissi o işin hayırlı olup olmadığına dair bir işaret kabul edilir. İstihare, istişare (ehliyle danışma) yapıldıktan sonra başvurulan son manevi adımdır.
Kur'an-ı Kerim'de geçen 14 secde ayetinden birini okuyan veya işiten her mükellefin "Tilavet Secdesi" yapması vaciptir. Yapılışı: Abdestli olarak kıbleye dönülür, eller kaldırılmadan "Allahuekber" diyerek secdeye gidilir. Secdede üç defa "Sübhâne rabbiye'l-alâ" denir. Tekrar "Allahuekber" diyerek ayağa kalkılır. Bu secdede rüku, teşehhüt ve selam yoktur.
İtikaf, bir müslümanın ibadet niyetiyle camide veya mescitte dış dünyadan bağını keserek kalmasıdır. Ramazan ayının son on gününde itikafa girmek sünnet-i kifâyedir (bir mahallede bir kişinin yapmasıyla diğerlerinden sorumluluk kalkar). İtikaf boyunca kişi vaktini Kur'an, zikir, tefekkür ve namazla geçirir; sadece zaruri ihtiyaçlar (tuvalet, gusül vb.) için camiden dışarı çıkar.
Kur'an-ı Kerim her halde (ayakta, oturarak, yatarak) okunabilir; ancak en faziletli olanı abdestli, temiz ve kıbleye dönük olarak edeple okumaktır. Mushaf'ı (yazılı Kur'an) eline alarak okumak için abdestli olmak şarttır. Ezberden okuyacak kişi için abdest şart olmasa da müstehaptır. Yatarak okurken ayakların Mushaf'a doğru uzatılmaması edebe daha uygundur.
Kadın ve erkeğin namazı aslen aynı olsa da, tesettür ve mahremiyet ilkesi gereği bazı şekilsel farklılıklar vardır. Kadınlar; 1. Tekbir alırken ellerini omuz hizasına kadar kaldırır. 2. Kıyamda ellerini göğüs üzerinde bağlar. 3. Rükuda erkekler kadar eğilmez ve bacaklarını dik tutmaz. 4. Secdede kollarını yere ve yanlarına yapıştırarak daha derli toplu dururlar. 5. Teşehhütte ayaklarını sağ tarafa çıkararak (teverrük) otururlar.
Cuma namazı; akıl sağlığı yerinde, hür, mukim (yolcu olmayan), sağlığı yerinde ve mazereti bulunmayan her erkek müslümana farz-ı ayındır. Kadınlara, çocuklara, hastalara ve yolculara cuma namazı farz değildir; ancak kılarlarsa namazları geçerli olur. Cuma namazına gidemeyen veya cemaate yetişemeyen bir kimse, o günün öğle namazını 4 rekat farz olarak bizzat kılması gerekir.
Bayram namazı 2 rekattır. Birinci rekatta: Sübhaneke'den sonra eller 3 defa kulaklara götürülür (Zait Tekbirler). İkinci rekatta: Kur'an okunduktan sonra rükuya gitmeden önce yine eller 3 defa kaldırılarak tekbir alınır. Bayram namazı vacip bir ibadettir ve güneş doğuşundan yaklaşık 45 dakika sonra kılınır. Namazdan sonra hutbe okunması sünnettir.
Sadaka-i Cariye, kişinin vefatından sonra da sevabı devam eden kesintisiz sadakadır. Peygamber Efendimiz (s.a.s.); "İnsan ölünce şu üç şey dışında ameli kesilir: Sadaka-i cariye, faydalanılan ilim ve kendisine dua eden salih evlat" buyurmuştur. Çeşme yaptırmak, ağaç dikmek, okul veya cami inşa etmek, faydalı bir kitap yazmak bu kapsamdaki en büyük hayırlardır.
Fitre, Ramazan ayına ulaşmanın bir şükran borcu olarak verilen vacip bir sadakadır. Temel ihtiyaçlarından fazla mala sahip olan her müslüman, kendisi ve velayeti altındaki küçük çocukları için fitre verir. Fitrenin miktarı, bir kişinin bir günlük doyumluk gıda bedelidir ve her yıl Diyanet tarafından açıklanır. Fitrenin en geç bayram namazından önce verilmesi gerekir; böylece muhtaçlar da bayram sabahına ferahlıkla ulaşır.
Adak (Nezir), bir şartın gerçekleşmesi halinde kurban kesmeyi Allah'a söz vermektir. Şart gerçekleştiğinde adağı yerine getirmek vacip olur. Adak kurbanının etinden; adağı adayan kişinin kendisi, eşi, anne-babası, dede-ninesi ve çocukları-torunları kesinlikle yiyemez. Etin tamamının yoksullara dağıtılması gerekir. Eğer bu sayılan kimseler yanlışlıkla yerlerse, yedikleri miktarın bedelini fakirlere sadaka olarak vermelidirler.
Suyun deriye veya tırnağa ulaşmasına engel olan maddeler abdest ve guslü geçersiz kılar. Oje, tırnak üzerinde tabaka oluşturduğu için suyun altına geçmesini engeller; bu yüzden oje varken abdest veya gusül alınamaz. Ancak kına, derinin içine nüfuz ettiği ve üzerinde su geçirmeyen bir tabaka oluşturmadığı için abdest ve gusle engel teşkil etmez. Yağlı boya gibi maddelerin de temizlenmesi şarttır.
Diş dolgusu, kaplama veya protez dişler tıbbi bir zorunluluk sonucu yapıldığı için gusle engel olmaz. Ağzın yıkanması (mazmaza) esnasında suyun bu dolguların veya kaplamaların üzerinden geçmesi kafidir. Çünkü bu maddeler artık vücudun sabit bir parçası hükmündedir ve dinen "zaruret" kapsamında değerlendirilir. Dolayısıyla bu durumdaki kişilerin ibadetleri tamdır.
Tedavi amaçlı ve fıtrî (doğuştan gelen) bir kusuru gidermek için yapılan estetik operasyonlar caizdir (Örn: yarık dudak, kaza sonucu oluşan bozukluklar). Ancak sadece daha güzel görünmek veya yaşlılığı gizlemek gibi nedenlerle vücudun doğal yapısını değiştirmek (fıtrata müdahale) İslam âlimlerince caiz görülmemiştir. "Allah'ın yarattığını değiştirmek" Kur'an'da şeytanın bir vesvesesi olarak nitelendirilir.
Diyanet İşleri Başkanlığı ve pek çok modern İslam alimi; sigaranın insan sağlığına verdiği kesin zararlar, israfa yol açması ve çevreye verdiği rahatsızlık nedeniyle "haram" veya "tahrimen mekruh" olduğu yönünde fetva vermiştir. İslam hukuku; "Zarar vermek ve zarara zararla karşılık vermek yoktur" kaidesi gereği, bedene ve bütçeye açıkça zarar veren her türlü alışkanlığı yasaklar.
Diyanet İşleri Yüksek Kurulu; bir insanın hayatını kurtarmak amacıyla organ nakli yapılmasını belirli şartlarla caiz görmüştür. Bu şartlar: Organı alınacak kişinin tıbben ölmüş olması, alıcının buna hayati derecede muhtaç olması ve organ karşılığında hiçbir ücret alınmamasıdır. "Kim bir cana hayat verirse bütün insanlara hayat vermiş gibi olur" (Maide 32) ayeti bu konuda en büyük teşviktir.
İslam'ın ilk dönemlerinde putperestlikle mücadele için resim ve heykel yasaklanmıştır. Ancak günümüz alimleri; tapınma amacı taşımayan, haram içerik barındırmayan ve sadece bir gölgeyi kağıda hapseden fotoğraf, video çekimini caiz görmüşlerdir. Heykel ve putlaştırılan resimler hala haram kapsamında olsa da; eğitim, güvenlik, belge ve hatıra amaçlı fotoğraf çekiminde dini bir sakınca yoktur.
Kedi beslemek İslam'da sünnet kabul edilir; Peygamberimiz (s.a.s.) bir kediyi hırkasının ucu üzerinde uyurken bölmemek için hırkasını kesmiş kadar hassas davranmıştır. Köpek beslemek ise; avcılık, bekçilik, çobanlık veya arama-kurtarma gibi ihtiyaç hallerinde evin dışında (bahçede vb.) caiz görülmüştür. Köpeğin ev içine girmesi, meleklerin girmesine engel olacağı ve hijyen kuralları nedeniyle mekruh kabul edilmiştir.
İslam adabında sağ el hayırlı işler (yemek, içmek, hediyeleşmek) için, sol el ise temizlik ve taharet için kullanılır. Peygamberimiz (s.a.s.); "Sizden biriniz yerken sağ eliyle yesin, içerken sağ eliyle içsin" buyurmuş; sol elle yemenin şeytanın bir davranışı olduğunu belirtmiştir. Eğer bir kimsede sağlık sorunu veya sakatlık varsa sol elini kullanmasında bir mahzur yoktur.
Gıybet, bir kimsenin arkasından hoşlanmayacağı bir şeyi doğru olsa dahi anlatmaktır (Eğer yalan ise iftira olur). Kur'an-ı Kerim'de gıybet yapmak, "ölü kardeşinin etini yemeye" benzetilerek ne kadar çirkin bir günah olduğu vurgulanmıştır. Gıybet toplumsal huzuru bozar, dostlukları bitirir. Gıybetten tövbe etmek için hem Allah'tan mağfiret dileyip hem de o kişiden helallik almak gerekir.
Yalan, münafıklık alametidir ve en büyük günahlardan biridir. Ancak İslam dini toplumun ve ailenin selameti için şu üç yerde yalana ruhsat vermiştir: 1. Savaşta düşmanı yanıltmak için. 2. Küskün olan iki müslümanı barıştırmak için. 3. Karı-koca arasındaki muhabbeti ve huzuru korumak için. Bu durumlar dışında "şaka dahi olsa" yalan söylemek müslümana yakışmaz.
Abdest niyetle başlar. 1. Eller bileklere kadar 3 kere yıkanır. 2. Sağ elle 3 kere ağza su verilip çalkalanır. 3. Sağ elle 3 kere burna su verilip temizlenir. 4. Yüz 3 kere yıkanır. 5. Sağ ve sonra sol kol dirseklerle beraber yıkanır. 6. Başın dörtte biri mesh edilir. 7. Kulaklar ve boyun mesh edilir. 8. Son olarak topuklarla beraber ayaklar (önce sağ, sonra sol) yıkanır. Her aşamada besmele ve duaların okunması fazilettir.
Gusülün farzı üçtür: Ağza su verip çalkalamak, burna su çekip temizlemek ve bütün vücudu yıkamak. En kâmil gusül şöyledir: Niyet ve besmele ile başlanır. Önce eller ve avret yerleri yıkanır. Sonra namaz abdesti gibi abdest alınır. Ardından ağza ve burna bolca su verilir (farz). Son olarak sağ ve sol omuzlardan başlanarak tüm vücut (göbek çukuru ve küpe delikleri dahil) kuru yer kalmayacak şekilde yıkanır.
Tesbih namazı 4 rekattır ve toplamda 300 defa "Sübhânallâhi velhamdülillâhi velâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber" tesbihi okunur. Her rekatta 75 tesbih şu sırayla okunur: Fatiha'dan önce 15, Fatiha ve zammı sureden sonra 10, rükuda 10, rükudan kalkınca (ayakta) 10, birinci secdede 10, secdeden kalkınca (otururken) 10, ikinci secdede 10 defa. Bu namaz büyük bir günah affı ve manevi yükseliş vesilesidir.
İmsak: Oruca başlama vaktidir (Fecr-i Sadık). Sahur: Oruç tutmak için gece yenilen yemektir. İftar: Akşam ezanıyla orucun açıldığı andır. İmsakiye: Bu vakitlerin takvimsel çizelgesidir. Mukabele: Her gün bir cüz okunarak Kur'an'ın hatmedilmesidir. İtikaf: Son 10 gün mescide kapanıp ibadet etmektir. Ramazan ayı, bu kavramlarla örülü bir manevi arınma mevsimidir.
Yatsı namazı 10 rekat (4 ilk sünnet, 4 farz, 2 son sünnet) ve ardından kılınan 3 rekat Vitir namazı ile toplam 13 rekattır. Vitir namazı vacip olup, 3. rekatta Fatiha ve sureden sonra tekbir alınıp kulaklar hizasına kaldırılarak Kunut duaları okunur. Yatsı namazı vakti, şafak kırmızılığının kaybolmasından imsak vaktinin başlamasına kadar devam eder.
Müslümanların günlük ibadetlerinde ve sosyal yaşantılarında karşılaştıkları güncel dini sorularve fıkhi meseleler için Diyanet İşleri Başkanlığı'nın fetvalar kurulu kriterleri referans alınmıştır. Namazı bozan ve bozmayan durumlar, oruç fidyesi ve kefareti, zekatın kimlere verilip verilmeyeceği, ticaret ahlakı ve helal-haram konuları gibi yüzlerce soruya İslami ilimler ekseninde net cevaplar bulabilirsiniz.
İslami soru cevap kütüphanemiz üzerinden kategori bazlı filtreleme yapabilir, aklınıza takılan fıkhi soruları anında arayarak güvenilir İslami kaynaklara ve Kur'an/Sünnet eksenli Diyanet onaylı hukuki değerlendirmelere hızlıca ulaşabilirsiniz.
Özel durumlar ve daha detaylı fetvalar için Diyanet İşleri Başkanlığı'nın resmi Alo 190 Fetva hattını arayabilirsiniz.